28 Ekim 2010 Perşembe

“BAKKHALAR” Oyununa Postdramatik Bir Eleştiri

Dionysos insanın kendi üzerine tefekküre daldığı bir ayna imgesidir” Nietzsche  


İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Euripides’in “Bakkhalar” adlı oyununu 2009-2010 tiyatro sezonu kapsamında sahnelenmiştir. Romanya’dan davet edilen Mihai Maniutiu beraberinde getirdiği sahne-kostüm tasarımcısı Valentin Codoiu ve koreograf Vava Ştefanescu tile birlikte yönetmiştir. Şehir Tiyatrosu seyircilerine farklı bir deneyim yaşatan M. Maniutiu  çağdaş  “Bakkhalar” için post modern yakıştırması yapılmaktadır. Ayrıca bu yorum bir çok eleştirmen tarafından “aşırı” bulunmakta,  Euripides’e yapılan bir hakaret olarak algılanmaktadır. 


“Bakkhalar” oyunundan yola çıkarak akla gelen sorular şunlar : günümüzde sık rastladığımız bu tutumun sebebi nedir? Yoksa eleştirmenler haklı mıdır?  Her Sahnede gördüğümüz teatral aracın alışılagelmişten farklı kullanımı için  postmodern diyebilir miyiz? Yoksa artık beklentilerimizi bir kenara bırakıp kalıplardan sıyrılmalı mıyız? Sahneleme sembolik göndermeleriyle ne demek istiyor? Bir göstergeler bütünü mü,yoksa bir semboller yığını mı ? 


Bu çalışmada yukarıda sıraladığımız sorular ekseninde Hans-Thies Lehmann’ın ortaya attığı “post dramatik tiyatro” bağlamında “Bakkhalar” sahnelemesinde asıl metin ile  sahne araçları arasındaki yapıyı ortaya çıkartılmaya çalışılacaktır.


Euripides “Bakkhalar” : Postmodern Açılımlara Zemin Hazırlamak 


Dionysos, Semele ile Zeus’un yasadışı oğlu olarak bilinir. Uzun yıllar Asya’da dinini yaymış olan bolluk-bereket ve şarap tanrısı Dionysos sonunda kendi topraklarına geri gelerek oradaki yurttaşlara dinini yaymak ister. Kadmos’un torunu ve Dionysos’un kuzeni sayılan Pentheus ise Thebai kentini yönetmektedir. Şehrine gelen bu yeni din misyonerin karşı gelir ve onun dinini tanımaz. Bir insan olarak Pentheus’un trajik hatası işte tam da Dionysos’u reddettiği noktada başlar. Bakkhalar ise Dionysos’a taban kadınlardır. Bakkhaların arasında Pentheus’un annesi Ague de vardır. Annesinin de bu zevk düşkünü kadın-erkek kılıklı efemine tanrıya tapmasından dolayı Pentheus’un öfkesi daha da artar. Dedesi Kadmos ve kör bilici Theresias da Dionysos dinine tapanlardan ve onun propagandasını yapanlardandırlar. Kral Dionysos’u yakalatır ve onu Bakkhakarın arasına götürmesini ister. İnsan görünümlü Dionysos onu oyuna getirir. Pentheus’u kandırarak kadın kılığına girmesini sağlar ve Kitharion dağlarına götürür. Tam kadınlara görünecekken onu fark eden Bakkhalar adeta imana gelir ve coşarak Pentheus’u paralamaya başlarlar. Kafasını koparan ise annesi Ague’dir. Esrilik halinden çıkıp da oğlunu öldürdüğünü anlayan anne yıkılır. Dionysos onu dışlayan Thebai halkından intikamını almıştır. Ague ve diğer kadınlar ise yurtlarından uzaklara sürüleceklerdir. Kadmos ve kızı Harmonia’yı ise yılan yapar. Ve Bakkhalar korosu son sözü söyler : 


“Tanrılar insanların bahtında
Türlü türlü gösterirler kendilerini.
Türlü hallere sokarlar bizi hiç beklenmedik
Umduğumuz şeyler olmaz
Ummadığımız hallere getirirler bizi.
İşte bu dram da böyle bitti.”#


Euripides(M.Ö. 480-M.Ö. 406)  üçüncü büyük tragedya yazarı olarak en yenilikçi ve en cesur olanı olarak anılır.  Gerek işlediği konular gerekse koroya bir işlev katması ve onu harekete geçirmesi bu görüşü destekleyen sebeplerdendir. En yaygın görüş olarak ise Euripides  kadın düşmanı olara ve kutsal değerleri hiçe sayan biri olarak eleştirilir. Fakat “Bakkhalar”da da gördüğümüz gibi, oyunlarında kullandığı üslup vahşi denilebilecek kadar yıkıcıdır. Bu yıkıcılığı Euripides’i dünya tiyatrosunun en önemli yazarlarından yapmaktadır. Euripides tanrıları eleştirebildiği için,tanrı ve insanları aynı konuma çektiği için de yıkıcıdır. Zira “Bakkhalar”da işlenen temel mesele Apollon-Dionysos çekişmesidir. Apollon’a, yani akla inanan Pentheus  coşku, zevk, bolluk ve bereket gibi kavramlarla eşdeğer görülen Dionysos’a karşı gelir ve sonunda parçalara ayrılarak ölür. Aynı zamanda Zeus ile Dionysos arasındaki çekişmeye de gönderme yapmaktadır. Zeus tanrıların tanrısı,Dionysos ise insanlara en yakın tanrıdır. İnsanlara sağladığı zevk,esrime hali,kendinden geçme bir bakıma ritüeli taklit etmeye dönüşür, fakat Zeus taklit edilmeyi kendisine yapılan bir hakaret olarak görmektedir. Dionysos  “yasa” denilenin karşısında yer alır, düzene düzensizlikle cevap verip istihdamı sağlar, ona tapanlar coşmanın tadına varırken içlerindeki “öz”e ulaşırlar. Erkek egemenliği simgeleyen Apollon yasaları da bir şekilde Pentheus’un kadın kılığına girmesiyle yerle bir olur. Ayrıca şaraptan gözü dönen insanlık da Dionysos’un oyununa gelir ve kendilerinden geçmiş bir şekilde Pentheus’un sonunu hazırlarlar. Dionysos’un büyüsüne kapılan  insanoğlu bu sefer bu Tanrılarını da küstürürler. İşte tam da burada Euripides der ki :  Kendi doğasına fazla kapılan, iradesiz insan “vahşet”e neden olur ve Dionysos’u bile kışkırtacak yıkıcılığa ulaşır. Ague’nin sözleri insanlığın pişmanlığıdır: 


“İnsani tutkular,tanrılara yakışmaz”#


İşte Euripides’in “Bakkhalar”ı modern,post modern ve daha bir çok açıdan sahnelenebilecek hale geliyor. Zira üç düşünür Schlegel kardeşler ve Nietzsche için Euripides tragedyanın sonunu getiren ve hatta düşünce tarihini etkileyen bir yazardır. 


“Euripides tragedya yazarlığında,mitosları keyfince yorumlamış ve değiştirmiş,tragedyalarda çözüm aramaksızın,ahlaki sorunları,”salt çelişkiler” olarak gündeme getirmiş ve bütün bunları yaparken de Schlegel ve Nietzsche’ye göre tragedya sanatını yıkmış ve kendi küllerinden Yeni Komedya’yı yaratmıştır.”#


Euripides çökmüş olan Yunan kültünün zamanında yaşamıştır. “Bakkhalar” yazıldığında  Peloponnes Savaşı, vardı, ilk sahnelenmesinde ise Atina kaybedilmişti.   Jan Kott’a göre “Bakkhalar” “yunanlıların çılgınlığının tragedyasıydı: iktidardakilerin ve halkların”#. 


Yukarıda açıklamaya çalıştığımız “Bakkhalar” metnin uygulamasına  geçtiğimizde nasıl bir yıkımla karşılaşıyoruz? 


“Bakkhalar” 2010 : Din Simsarlığı ve Rahibelerin Vahşeti 


Dionysos ritüeli insanı kendisiyle yüzleştiren bir törendir. Eğer başka yola sapmadan ibadetinizi gerçekleştirirseniz nihai özünüze ulaşırsınız. Eğer aç gözlülük ederseniz tanrılar sizi cezalandırır. Fakat bir başka boyut,bu iki uç arasında çıkar yolu arayan din simsarlarının ortaya çıkışı. Aynı zamanda uç noktaya varan yıkıcılık ile mutluluk anlarının iç içe girmesi.


İ.B.B Şehir Tiyatrolarında sahnelenen M. Mahiutiu imzalı “Bakkhalar”da broşürde yer alan açıklamalarda şöyle diyor: 


“Yönetmenin yorumunda inanç sömürüsü ve kadın gücünün kullanışı odak noktaları arasında… Dionysos’un ‘neşe,coşku ve şarap tanrısı’ olarak basitleştirilmiş imajı Hollywood etkisinden. Yönetmen Dionysos’u çok yönlülüğünü dikkate alarak işliyor. Zıtlıklarla dolu olan hayat ve hayatiyet hangi tanıma sıkıştırılabilir? Çıkar uğruna inanç sömürüsü. Yabancı geldi mi?” #


Daha oyunu izlemeden önce broşür okunulduğunda kadın meselesi,tanrıların insanları kullanası veya insanların başka insanları tanrı adına sömürmesi gibi konuları “Bakkhalar” üzerinden durulacağı tahmin ediliyor. Zira fotoğraflardan da sahnede bir “vahşet”in yaşanacağı anlaşılıyor. 


Tel örgülerin ardında karton kutulardan kurulmuş bir alan. Sahnenin her iki tarafında da içinde beyaz bir maddenin bulunduğu kare bölmeler. Tel örgülerde asılı duran 8 kukla.  Daha ilk bakışta sahnede duran her araç seyirciyi yadırgatacak biçimde oluşturulmuştur. Tel örgülerin ardında görülen hayat karton kutuların “sağlamlığı” kadar kaypaktır. Ayrıca karton kutularla Thebai kentine bir benzetme yapılmış olabilir. Fakat oyunun ilerleyen aşamalarında da anlaşılacağı gibi tel örgülerle kaplı bu alan günümüz dünyasından bir fotoğraftır. İki boyutlu algılanabilir: hayvanat bahçesinde gördüğümüz bir kafes ve birazdan hayvanlar çıkıp insanlara gösterilerini sunacaklar. Diğer bir yandan ise Harlem’in, Bükreş’in veya Beyoğlu’nun herhangi bir karanlık dar sokağı, yani kısacası yer altı dünyası. Her iki çağrışımda da oldukça yıkıcı,yadırgatıcı bir sahneleme oldu söylenebilir. 


Oyun başladığında aslında bu uyarlamanın asıl metinin izlediği olay çizgisine göre ilerlemediğini hatta farklılıklar yenilikler olduğunu görüyoruz. Euripides izlemeye gelen seyirci bu anlamda salondan mutsuz çıkıyor. Fakat belirtildiği gibi oyunu düzenleyen ve yöneten kişi Mihai Maniutiu. Dolayısıyla klasik anlamdaki Euripides “Bakkhalar” oyunundan söz edemiyoruz. Yönetmen kendi iletisi doğrultusunda metinden seçkiler yaparak oyunu farklı bir yönde ele almış. 


Bu noktada postdramatik tiyatronun seyircide değiştirmek istediği algı meselesine bir parantez açmak gerekir. Aslında ilk bakışta yadırgatıcı olan,seyirciyi mutsuz eden meselenin tam da yönetmenin broşürde belirttiği yönde ilerlemesi oyunun bu anlamda tutarlılığını gösteriyor. Seyirci algısıyla ilgili bir sorunla karşılaşıyoruz. Uygulamada başarılı veya başarısız diye göz etmeksizin bakıldığında,Şehir Tiyatrosuna gelen seyirci belli çizgiler içinde bir klasik metin izlemek istiyor.  Fakat öyle olmadığını gördüğünde kolayca dışlıyor. Dolayısıyla Türkiye tiyatrosu geleneğinde yetişmiş bir seyirci süreçten çok sonuca odaklanıyor. Klasik metinlerin çağdaş yorumlarında veya postdramatik  sahnelemelerde önemli olan ise süreçtir,tez değil ortaya çıkan göstergeler bütünüdür veya bazen göstergeler yığınıdır. Ve seyreden ile eyleyen arasında kurulan gerçeklik tanıklık ilişkisidir. 


Sahneye dönecek olursak, ilk olarak oyunun Theresias ile başlamasından itibaren olay akışının Euripides’teki gibi ilerlemeyeceğini anlıyoruz. Klasik hikayede değindiğimiz gibi, Dionysos Thebai’ye öç almaya geliyor ve onunla alay eden kral Pentheus’u ve aşırıya kaçan Bakkhaları cezalandırıyor. Maniutiu’nun yorumunda ise olaylar farklı bir yönde gelişiyor. Sahneye çıktığı ilk andan itibaren kör olduğunu düşündüğümüz Theresias seyirciyi şaşırtarak uzun bir süre bu sahnedeki oradan oraya koşan kim diye sordurtuyor. Bazen eline aldığı mikforonla seyirciye doğrudan konuşan bazen kontrabas çalan bir soytarı. Theresias oyunu yönlendiren kişi konumunda aynı zamanda kasetçalarda başlattığı ve sonlandırdığı müzikle sahne geçişlerini yönlendiren bir sahne görevlisi gibi. Theresias oyun boyunca hem anlatıcı, hem olayları yönlendiren hem Theresias’ın kendisi hem de tam bir günümüz soytarısı. Theresias’in bütün oyuna hakim olması Maniutiu’nun eleştirmek istediği sistemi  ortaya çıkartması açısından işlevsel görünüyor. Çünkü Theresias’in rahibelerle ve Dionysos’la girdiği ilişkide tam bir çıkarcı olduğu ortaya çıkıyor. Sahnede olan biten her şey onun için bir fırsat. Sonunda da zaten Dionysos ile aynı “seviyeye” getirilerek oyunu bitiriyor. Dionysos da özgün metinde olduğundan çok farklı. Bu oyundaki tanrı engelli bir çocuk bedenine sahip, rahiplerinin kucağında taşınıyor,rahipleri yardımıyla yürüyor. Özgün metindeki Kadmos, Ague, Haberci gibi kişiler çıkartılmış ve oyun sözlü anlatımdansa performatif bir anlatıma başvurmuş. Klasik tragedyada sahne dışında gerçekleşen cinayetler ve Bakkha rahibelerinin esrime halleri bu yorumda sahneye taşınmış. Pentheus’u öldüren ise narin bir bedene sahip engelli Dionysos olur, rahibeler ise bu tören esnasında kendilerinden geçerek birer vahşi hayvana dönüşüler. Her şey sahnede gösterilir. Bir tek cinayet beyaz bir çarşafın ardında gerçekleşir. Bu anlamda oyun tam bir doruk noktasına ulaşacak iken gelen beyaz çarşaf anlamsız bir nesne olarak kalıyor,daha doğrusu neden çarşafa gerek duyulduğu ortaya çıkmıyor. Ayrıca bazen rahiplerin taşıdığı bazen de anlık olarak yürüyen Dinonysos’un birden bire yürümeye başlamasının nedeni anlaşılamıyor. Oyundaki rahipler ise Pentheus’un ve Dionysos’un adamları görevini yerine getiriyorlar. 


Aslında ana tema din istismarı ve kadınların sömürüsü meselesine gelecek olursak,Bakkha rahibeleri bu oyundaki temel sorunu teşkil ediyor. Kadınlar antik dönenmde de günümüzde de “pis işler” için kullanılan köleler sınıf olma durumunda sıyrılamıyorlar. Rahibeler oyunun en başından itibaren anlaşılamayan bir devinimle sürekli oradan oraya koşuyorlar,çığlıklar sayesinde anlaşıyorlar. İlk sahneye çıktıklarında Theresias’in yönlendirmesiyle “şenliğe” başlıyorlar. İki farklı tarafta yer alan beyaz tozlarla “kafa bulan” bu kadınlar oyunun her anında koşulsuz teslimiyeti ve sorgusuz inançları temsil eden bir kadın topluluğu oluşturuyor. Bu noktada kendini her tehlikeye kurban edenin, koşulsuz kabul edenin ve sorgulamadan buyrukları yerine getirenin kadın olması aslında yazarın en başında dile getirdiğimiz “kadın gücünü sömürüsü” eleştiri temelsiz kalıyor. Kuvvetli bir yapıya, kontrolsüz bir güce sahip olan kadınlar çekildikleri yöne doğru savrulurken inanışların karanlık dünyasında yıkıcı, yok edici birer vahşi köleye dönüşüyorlar. Bu anlamda “kitle-insan” olma durumunu eleştirmeyi amaçlayan yönetmen sahnede gösterdiği bu kurban edilen, kendilerini koşulsuz feda eden ve belli bir sistemin gücü altında buyrukları yerine getirenlerin kadınlar olmasında erkek egemen bakışa yenik düşüyor. Sonuçta bu koşulsuz kıyıcılık insan temelinde değil,sadece kadın temelinde. Erkek hizmetliler ise tanrıların ve soyluların arkalarını temizleyenler olarak kalıyorlar. Bu noktada erkekler de köleleştirilse de  kadın rahibeler gibi “pis işlere” bulaşmıyorlar. Son sahnede Dionysos kürtaj masasında Pentheus’u “halleder”, ve  rahibeler de kürtaj masalarına yatmaları sembolik olarak  biraz sonra Dionysos kadınları da baştan çıkartarak ele geçirecek izlenimi bırakıyor. Ve doğurganlığı da çağrıştıran bu durum Dionysos’un yeni nesiller yetiştirmesine ne gönderme yapar. Tam anlamıyla kadın gücünün sömürüsü sahnede izlenmektedir. 


Genel olarak, sahnede olan biten her şey sanki asıl metin “Bakkhalar”ın öncesi ve sonrası yani hiç gösterilmeyeni olarak seyirci algısında bir yabancılaşmaya yol açıyor.  Dönemin karanlık din anlayışı günümüz kapitalist sömürgeci anlayışa gönderme yaptığından sahneleme boyunca bu anlayışı eleştiren tutumu izlemekteyiz.


Açıklamaya çalıştığımız sahneleme ilk andan itibaren seyirciyi geren,yoran bir tutum tercih etmiş, ancak  zaman zaman bir çok sembol bir arada verilmesi post dramatik anlamda göstergeler yığınıyla seyirciye seçme özgürlüğü sağlamak olarak değil tam tersine dikkat dağıtıcı olarak kalmış.  Dolayısıyla sahnede rejinin isteği dışında gelişen bir kaos ortamı oluşuyor. Müzik ve ışık kullanımı da bu anlamda etkin birde olduğu söylenemez. Yalnız müzikler zaman zaman gerilimli ortamı simgelemek için oldukça yüksek ses seviyesinde sahneye veriliyor. Ayrıca müziğin barındırdığı bir çok etkin kökenli tınılar Dionysos’un bir çok memleket gezmiş bir Tanrı olmasına dolayısıyla da anlatılan meseleye dünyanın her bir yerinde rastlanıldığına işaret ediyor. Yine aynı gösterge kaosunda olduğu gibi müzik de bir süre sonra rahatsız edici hale geliyor.  


Yönetmen tanrılar-insanlar arasındaki ilişkinin Euripides zamanından itibaren sömürülmeye müsait bir zemin yarattığını Theresias’in oyun boyunca süren hakimiyetiyle gösteriyor. Bu tercih yazarın “Bakkhalar” oyununda işlediği temanın günümüzde de farklı boyutlarla tartışıldığını gösteriyor.  Çünkü Euripides de zamanında kutsal değerlere saygısızlık etmekten dolayı suçlanıyor ve kendi ülkesini terk ederek Makedonya’ya yerleşiyordu. Paralel olarak Dionysos da aynı süreçten geçiyordu. Dolayısıyla var olan mitleri iletmek istediği mesele üzerine yorumlayarak yazar zaten ilerici yönünü ortaya çıkartıyordu. Yönetmen de kendi çağına uygun düşen Tanrı-İnsan ilişkisini sömürgeci emperyalist zihniyet üzerinden anlatmayı seçerek kendi gündemine bir eleştiride bulunuyor. Bir başka açıdan bakıldığında, metnin kutsallığını da yıkarak kendi iletisine hizmet ettiğini düşündüğü kısımları kullanarak yönetmen dramatik anlamdaki metin merkezli teatral hiyerarşiyi bozmuş gözüküyor. 


Hans-Thies Lehmann’ın da değindiği gibi post dramatik tiyatro örneklerinin çoğunda benzer özelliklere rastlanılmaz. Dolayısıyla çağdaş bir sahneleme olarak algılamamız gereken bu “Bakkhalar” yorumu bir takım olumsuzluklara rağmen yeni tiyatro açısından dramatik tiyatronun hiyerarşik yapısını kırmayı başarıyor. Göstergeler zaman zaman bir kaosa dönüşse de seyirciye sahnede olup bitenle ilgili tanıklık etme fırsatı veriyor. Ayrıca koreografinin de amacına ulaşamamış olmasının yanı sıra,yine de bu sahnelemede bedenselliği önemli bir özellik olduğunu görüşüyoruz. Narin engelli Dionysos ve sahne boyunca hakimiyetini sürdüren Theresias oyunculuk anlamında hareketleri ve fizikleriyle sahnede var oluyorlar. Ve ayrıca sahnenin ilk dakikasından itibaren seyirciyle arasında bir mesafe kurmayı başarıyor. Seyirci ilk andan itibaren kışkırtılıyor. Ve sonunda beyaz tozdan kafası dumanlı Bakkha rahibeler gibi Dionysos ile aynı seviyeye ulaşan din simsarı Theresias’ın ardından bakakalıyorsunuz. 





Not: “BAKKHALAR” oyunu şu an İBB Şehir Tİyatrolarında sahnelenmeye devam ettiği için eski yazılarımdan birini paylaşmak istedim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder